Bir Katılımcı Tasarım Modeli Olarak “Umut-Elazığ”

Mimarlık ile kentli arasındaki bağların kopmaya yüz tutmuş olması, günümüzde kentlerin en önemli sorunlarından biri. “Katılımcı mimarlık” anlayışı ise bu kopukluğu onarmak için deneyimlenmesi ve uygulanması gereken yöntemlerin başında geliyor. Katılımcı mimarlık konusunda dünyada pek çok yerel yönetim, araştırmacı ve tasarımcı tarafından farklı yöntemler kullanılsa da, tüm katılımcı mimarlık yöntemleri temelde öğrenme, süreç içerisinde yer alma, sorumluluk alabilme ve ilişki kurabilme gibi yetiler ile kullanıcıların kendi yaşadığı çevreyi oluşturma sürecine dahil olmasını sağlıyor.

Avrupa’da pek çok kentte yasalaştı

Geriye dönüp baktığımızda katılımcı mimarlık ile ilgili bilimsel temele dayalı ilk teorik araştırmaların Avrupa’da ilk kez 1950’li yılların ilk yarısında başladı. Geçen yıllar içinde halkı kendi kullanacakları mekanların tasarımına dahil etmek tüm dünyada yaygınlık kazandı; kullanıcıların mimari üretime katılım mekanizmaları büyüdü ve değişti. Toplum katılımı kavramı, son kullanıcıların tasarım sürecinin farklı aşamalarında, farklı derecelerde katkıda bulunduğu pek çok uygulamaya dönüştü. 1990’lı yılların sonundan itibaren, katılımcı mimarlık konusu bir adım daha ilerleyerek, Avrupa’da pek çok kentte yasalaştı ve tasarım sürecinde zorunlu hale getirildi.

Katılımcı mimarlık üretimleri, günümüzde mimarın rolünün geleneksel tasarımcı kimliğinden çok daha geniş bir kapsama büründüğünü gösteriyor. Mimar, bir aktivist olarak kimi zaman bir arabulucu, kimi zaman bir toplumbilimci, kimi zaman da bir bilim insanı gibi davranmak durumunda kalıyor ya da tüm bu farklı disiplinlerin yetkinlerini bir araya getirerek kullanıcıların da katılımının sağlandığı bir orkestranın şefliğini üstleniyor.